![]() |
| (c) bizans |
f: günlük, zamanın ve mekânın fotoğrafa etkisini araştıran, meraklı fotoğraf sanatı düşkünlerince kurulmuş bir fotoğraf günlüğü grubudur.
![]() |
| İstanbul Arkeoloji Müzesi, 18 Aralık 2016 (c) bizans |
![]() |
| (c) Mehmet Bizansbeyi |
![]() |
| Nikon D700, Nikon AF-S Micro NİKKOR 60mm f/2.8G ED |
“Öğle yemeği molalarında bile gözünü lokomotiften ayırmayan Zahar Pavloviç sevgisini sessizce yaşıyordu. Kendi evini de cıvatalar, eski supaplar, mini vanalar ve diğer mekanik parçalarla doldurmuştu. Masaya bir sıra halinde dizdiği bu nesneleri seyre dalıyor ve asla yalnızlıktan sıkılmıyordu. Zahar Pavloviç yalnız değildi de zaten - makineler insandı ona göre, içinde hep birtakım duygular, düşünceler, arzular uyandırıyorlardı. Makara adı verilen ön lokomotif tekerleği Zahar Pavloviç'i yerin sonsuzluğunu düşünmeye itmişti. Geceleri yıldızlara bakmak için mahsus dışarı çıkıyordu: Evren geniş miydi, tekerleklerin sonsuza değin yaşamasına ve dönmesine yetecek kadar yer var mıydı? Yıldızlar şevkle ışıldıyordu ama her biri yalnızlık içindeydi. Zahar Pavloviç gökyüzünün neye benzediğini düşündü.”
Çevengur, Andrey Platonov, Metis Yay., Çeviri: Günay Çetao Kızılırmak. s.38
![]() |
| Portrait of Sleeping Girl, 2000 |
"Roger Ballen, bu alışkın olduğumuz dünyada birbiriyle hiçbir alakası olmayacak şeyleri bir araya getirerek, onların özlerini birbirine yaklaştırıyor. Kelimelerin cümle içinde, tek başına sahip oldukları anlamdan farklı bir görev üstlenmeleri misali, Roger Ballen’in fotoğraflarında da nesneler, kendi başlarına sahip oldukları imgenin ötesinde bir anlam giyiniyor. Bir diğer deyişle Ballen, nesnelerin özüyle oynuyor. Mutlak saflık ve ondan uzaktalığı birbirinin içinde eritiyor."
![]() |
| © Ahmet Sel, 2015 |
Böylece Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın cümleleriyle fotoğraftaki fâni insanı bir nebze olsun tanımış olduk."Yazdığı eserlerin sayısı 1200’ü geçer. Bunlar muhtelif dillerdedir. Balkan tarihini baştan sona değiştirmiştir. Son derece az bilinen önyargılarla incelenen tarihi bir dönemdir. Tamamen ayrı yöntemlerle yaklaşmayı sağlamıştır. Balkanlı tarihçilerin son derece hürmet ettikleri, çekindikleri bir hocaydı. Bu çekinenlere biz de dahiliz. Tatlı sert bir hocaydı. Profesör Bernard Lewis’in ifadesiyle ‘herkes zamanında büyük alimdir, fakat bu bütün zamanların büyük alimi olacak’ demiştir.
Bir asırlık ömrünü olağanüstü biçimde dikkatle kullanıldığını, verimli geçtiğini söylememiz gerekir. 20’li yaşlardan itibaren makale yazmaya başlamıştır. Aşağı yukarı 80 yıla yaklaşıyor. Yazdığı makaleler çığır açmıştır. Her dildedir. Göstermez fakat birkaç dilde okurdu. Çok iyi tercüme yapardı. Bütün bunları yapan adam, Türkiye ürünüdür. Yabancı üniversitelere gittiği zaman talebe değil, hocaydı artık. Beklenen şöhretli bir hocaydı, Amerika’da İngiltere ve başka ülkelerde. Tamamiyle Balıkesir’de öğretmen okulunun. İstanbullu olmasına rağmen orada burs verilmiştir. Ankara’daki Atatürk Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin yetiştirdiği bir gençtir. Tezleri burda yazılmıştır. Bu muhitte yetişmiştir, tanınmıştır.
Halil Hoca bir müessesedir, bir kurumdur. Bu ülkenin yetiştirdiği, iftihar edeceği bir münevverdir, bir tarihçidir. Talebeleri onun talebesi olmakla her zaman iftihar ederler ve edeceklerdir. Hatta talebesinin talebesi olmakla iftihar edeceklerdir. Bunların içine dil tarih dahildir. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kürsüsünün idare tarihi dahildir. Fuad Köprülü’den sonra o almıştır bizim oradaki kürsüyü. Bilkent’in Tarih Bölümü’nün gerçek kurucusu odur. Ve tabi Şikago Üniversitesi Dil Tarih Bölümü’nü 20 yıla aşkın bir süre yönetmiştir. Bir çok Amerikalı ve başka milletten olanı yetiştirmiştir. Kendi hatırasında da yazdığı gibi Dil Tarih’in açılış toplantısında, Atatürk’ün de bulunduğu toplantıda yolunu, yöntemini çizmiştir. Bu ‘Atatürk’ün yoludur’ diyor. ‘Türkiye tarihini onun çizdiği yolda yazacağız’ diyor ve öyle de oldu."
![]() |
| Yazar, mekanik saat tamircisi Şule Gürbüz ve atölye kitaplığından detay, Ekim 2015. |
“Fakat yaşlanan, ihtiyarlayan adam için bütün bu gördüklerinden daha acı gelen başka dersler de vardır: Vaktiyle, kendisi de, bütün gençler gibi, kadın güzelliğinin artık son tekâmülüne vardığını, modaların son katî şekillerini aldığını, medeniyetin, bir kemali olan bu zarafetlerin artık ebediyen erişilmiş hakikatler gibi bakî kalacağını ummuştur. Şimdi zamanın her şeyi bozan zehirli nefesine güzelliğin bile mukavemet edemediğini, onun da her şey gibi geçici, fanî olduğunu görür. Vaktiyle katî şekillerini aldığını sandığı eski modalar şimdi gülünç birer korkuluk olmuştur. Vaktiyle kadınların güzelliklerine ait hususlarda pek zekî olduklarını, vücutlarının en güzel kısmı da saçları olduğundan, dünya yerinden oynasa kadınların saçlarına dokundurtmayacakları hakkında nazariyeler serdetmiştir. Şimdi kadınların saçlarını kestirdiklerini hayretle görür. Bütün bu kesilmiş saçların yan yana teşkil edecekleri sarı, kumral ve siyah üç nehri hayattan çıkararak ademe doğru akmış gibi hayal eder. Gözleri yaşarır ‘Hiç bunlara kıyılır mıydı?’ diye sorar. Fakat kesik saçlı ve sanki kesik bakışlı kıvrak kızlar ve kadınlar bu sözlerine gülerler.” *
![]() |
| Hands from a statue of from Akhenaten and Nefertiti, quartzite, c.1345-1335 BC, at Neues Museum, Berlin |
| Kamondo merdivenleri, Eylül 2015, Nikon D300 |
![]() |
| Photographe anonyme. Provence, vers 1970. (loeildelaphotographie.com) |
"Niye hep çok önemli bir şey varmış gibi geliyor da bana, sonradan hiçbir şey olmuyor? Neden kalbim ağrımaya başlıyor?"**Andrey Platonov, Can, s.122
| (c) Alex Masi |
| 2007, Geniş Açı ofisi, Beyoğlu, İstanbul, Olympus XA2, Fujifilm Superia 200 |
![]() |
| Samuel Beckett in the study of his Paris apartment. Photograph: Lütfi Özkök |
![]() |
| Samuel Beckett, Fotoğraf/ Photo by Lütfi Özkök, 1968 |
![]() |
Narmanlı Han, 2007, Olympus XA2, Kodak Ektachrome ©bizans |
Bazı
fotoğraflar hiçbir zaman öpemeyeceğiniz bir sevgili gibi.
Ona, o zamana hiçbir zaman kavuşamayacağız.
Bizler, fotoğrafa, yazıya meraklı insanlar, ağaçları kuşları, denizleri ve tabiatı seven insanlar, bizler bir fotoğrafın içinde hiçbir zaman yayılamayacağız.
Bir fotoğrafa dönüşse de bakışlarımız, geriye kalan her zaman bize bir kalp atışı kadar yeşil bir yabancı.