20 Kasım 2010 Cumartesi

Burn ve David Alan Harvey

Kitapların çoğu sadece yüksek oranda sıkıntı ve mutsuzluk barındırır. Dergilerin önemli bir kısmı ise sevinç ve keder dolu olmalarıyla sadece biçim olarak değil muhtevanın cinsi bakımından da kitaplardan ayrılırlar.

Fotoğraf dergilerine bakarsak onlar dergilerin dünyasında hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar kendilerine ait bir sınıfın üyeleridir ve kimi Burn dergisi gibi uzaktan da olsa, daha önce tanıdığınız hissine kapılıp, yaydığı sıcaklığı algılayabilirsiniz.

Burn adı üzerinde yanıcı bir dergi. Çünkü fotoğraf yakıcıdır. Öğrenmek ve kendini geliştirmek isteyen fotoğrafçı içten içe kendi halinde yanan bir ateş gibi olmalı, gören fotoğrafçı hep yanık dolaşmalıdır, hep öğrenmek ve payina ne düştüyse daha çok yanmak istemelidir, görgüsüz ve cahil fotoğrafçı kendi fotoğrafı hakkında söz söyleyemez, ayrıca başkalarının fotoğraflarını da yeterince değerlendiremez.

Bazı fotoğrafçıların uzun yaşamasının bir nedeni de merak olmalı, merak böceğinin içlerinde kıvıl kıvıl biteviye gezinmesinden ve kendini hep yeniden inşa etme isteği yandığında, fotoğrafçı ölümsüzdür, bundan sonrası sadece tabiata ve acımasız dış etkenlere bağlıdır, yaşlılık veya Sauron'un dünya üzerindeki temsilcileri (mafya, çeteler, devlet, asker, polis, kraldan çok kralcılar) bu acımasız dış etkenlerdendir ve fotoğrafçının ömrünü epeyce kısaltabilir.

Burn dergisi gezegenimizde, içinde insan olan, insanın batırdığı veya değiştirdiği hayatın hemen her türlüsüne kapısını açıyor ve bize gösteriyor. Belki bu yüzden foto8'e benzediğini söyleyebilirim. Ama biçim olarak baktığımızda foto8 başından beri basılı br dergiydi ve İngiliz dergilerinin ödün vermez biçimciliğini de taşıyordu, Burn ise bağımsız Amerikan ruhunu taşıyan ve daha saf olmak isteyen bir yapıya sahip. Ayrıca Burn yola internet üzerinde çıktı, ilgi görünce, sevenleri ve takipçileri de çoğalınca, üstüne br de cesaret eklenince, başından beri istenen, olması gereken hevesleri bağrına basmış basılı bir dergi olarak da görünür oldu.

Derginin sadece internetteki görünen sayısal örneği değil kağıda basılı hali de çok güzel görünüyor: http://www.burnmagazine.org/buy-burn-01-in-print/

İnternet üzerindeki dergi de çok önemli ve biraz göz gezdirince sadece bir dergi olarak sunduklarının ötesine geçtiği, editörlerin meraklarının dar bir çerçevede kalmadığı görülebilir. Editörler kendi dergilerine ait olmayan başka iyi fotoğrafların da takipçisi ve destekleyicisi olarak, bunları göstermeleri, işaret etmeleri de takdire şayan bir duruş olarak bir kenara not edilmeli.

Burn, şımarıklık, küstahlık yapmadan, küçük ayrıntılarla gereğinden fazla uğraşmadan, gözleri ve aklı yormadan doğrudan doğruya hayata, fotoğrafa ve anlatılan öyküye odaklanmayı tercih eden editörlük müessesine havi bir tasarım anlayışına da sahip. Sözünü ettiğimiz tarzın vücut bulmuş hâli ise fotoğraf dünyasına adım atan herkesin itibarını bildiği ve saygı gösterdiği Magnum ajansının üyelerinden, yayımlanmış kitapları da bulunan David Alan Harvey isimli fotoğrafçı ve fotoğraf öğretmeni.

Henri Cartier-Bresson ve W. Eugene Smith gibi yüce fotoğrafçıların sağlam ve klasik tarzını benimseyen Harvey, sadece 35mm veya 50mm gibi sabit odaklı mütevazı objektifler kullanan, uzun zoom objektiflerden özellikle kaçınan teknolojik tuzaklara papuç bırakmayan safkan bir fotoğrafçı.

Harvey her türlü numaradan ve şımarıklıktan azade sadece fotoğrafına odaklanmak isteyen, fotoğrafın değil hayatın şaşkınlık verici veya öğretici olduğunu anlatan bir fotoğraf üstadı. Kendini bilenler, bilmek isteyenler tarafından örnek alınacak bir fotoğrafçı, bir editör, bir öğretmen, bir öğrenci. Bize takdir etmek düşüyor.

Hiç yorum yok:

google27928836a124597b.html