9 Aralık 2007 Pazar

İlhan Berk, Henri Cartier-Bresson ve ölüm

Pierre Assouline, Henri Cartier-Bresson’a hâlâ fotoğraf çekip çekmediğini sorar, HCB yanıt verir: “İşte, biraz evvel sizin bir fotoğrafınızı çektim, ama fotoğraf makinesi olmadan, bu da gayet iyi… Gözlüğünüzün çerçevesi arkanızdaki çerçeve ile tam paraleldi, çok dikkat çekiciydi… Bu muhteşem simetrinin geçip gitmesine izin veremezdim değil mi?” (Pierre Assouline: Henri Cartier-Bresson: L’œil du Siècle, Plon)

İlhan Berk’in “adlandırılmayan yoktur” isimli kitabını okurken bir yandan da HCB’yi düşünüyordum. İlhan Berk ile tanışmışlar mıydı acaba? Hiç zannetmiyorum. Aynı çağın insanlarıydılar oysa. Zaten HCB artık yaşamadığına göre tanışmaları gibi bir şey de söz konusu olamaz. Ama bu olasılığı düşünmek hoşuma gidiyor. Çünkü şiir ile fotoğraf arasındaki aşkı, sezgisel bilgiyi, gördüğümüz şeylerin yanında yöresinde veya zihnimizde ölümün daima var olmasını ve unutulmayan şarkılar gibi unutulmayan fotoğrafları anlatmak istiyorum.

İlhan Berk diyor:

“Fotoğraf her şeye ölüm fermanı çıkarır. Nesneyi sessizliğe boğarak bırakır.
Fotoğrafı çekilen şey, ölümün eline verilmiştir. Sessizlik, fotoğrafın
elinde herşeyi siler.
Böylece sessizlik yitişin adı olur.”

(İlhan Berk, adlandırılmayan yoktur, YKY)

HCB’nin fotoğraf makinesini bırakıp resim çizmeye başlamasının nedenleri arasında görüntüleri fotoğrafın dışında da algılamasına bağlıyorum. Resim çizmeyi seviyordu, çünkü resim geçmişiyle arasındaki bağlardan biriydi. Ama bunun ötesinde fotoğrafa olan ilgisini başka bir boyuta taşımasının tek nedeni değildi. Bunun nedenleri arasında başka bir şeyler de olmalıydı. Fotoğraf çekerken kaybettiği bir şeyler. Makineyi bırakınca geri aldığı şeyler. Sadece gözlerle değil hislerle, kalbimiz ve beynimiz ile ilgili olan bir şeyler.

HCB gibi fotoğraf çekmeye çalıştım bugün. Öğle yemeğinde beyaz porselen bir tuzluk ile yandaki masada oturanların fotoğrafını çektim. Çok eğlenceliydi ama bir o kadar da acıklıydı. Işık arkadan geliyordu, masada yemek yiyenlerin yüzü karanlıktı biraz. Masa da beyazdı yerler de. Ancak bunlar hiç önemli değil. Gördüklerimi anlatmam zor. Ancak şiir ile anlatılabilir. HCB resim yapıyordu. İlhan Berk’in yazdıklarını okumuş olsaydı şiir de yazardı bence.

2 yorum:

Mi # dedi ki...

Ilhan Berk'in dedikleri de Bana Barthes'i hatirlatti. O da fotograf ve ölümden cok bahseder.
Cekilen fotograflar ölüme mahkum ediliyor. Ben de sunu merak ediyorum; henüz cekilmemis olanlar ölümsüz olabilir mi? :)


Picasso'ya göre en çok su iki meslektekiler pismanlik duyarmis; dis doktorlari ve fotografcilar.
Disçiler meslek hayatlarinin bir döneminden sonra (genel) doktor olmak istermis. Fotografcilar ise ressam...

Amaç gördügünü çekebilmekten çok önceden içinde senaryolastirdigini çekmek halini aldiginda aslinda resim ya da fotograf arasinda (sanatci icin) pek bir fark olmuyor.

bizans dedi ki...

haklısınız, Barthes da ölüm ile fotoğrafları ilişkilendirir.

Ama bu fotoğrafları düşündüğünüzde ister istemez geldiğiniz noktalardan biri.

pişmanlık konusu ise derin bir mevzu.. bence felsefe ile ilgili...

google27928836a124597b.html