9 Temmuz 2015 Perşembe

Kuşlar fâni, uçmayı hatırla

Photographe anonyme. Provence, vers 1970. (loeildelaphotographie.com)

Başım ağrıyor. Pide ve limon niye bu kadar pahalı? İyi domates bulmak neden bu kadar zor? Bizans devrinden kalma Papazkarası üzümü neden bu kadar güzel? Bu fotoğrafa bakınca neden gözlerim yaşarıyor?

Sanki biraz evvel pencerenin önüne gelmiş gibiyim, aradan seneler geçmiş.

Akşam olmuş ama ben sabahın ilk kahvesini içiyor gibiyim. Sanki uyanmakta zorluk çekiyormuş gibi, yalnız yaşadığım çatı katındaki evin penceresinden bakıyormuş gibi.

İyi fotoğraflar soğana benzer, kalın etli bir katmanı vardır, fakat fotoğrafın özü o incecik zardadır, varlığını ilk bakışta görmek zordur. Zaman iyi bir fotoğrafın o incelikli zarıdır. Gördüğüm, anladığım her ayrıntı beni katman katman fotoğrafın özüne yaklaştırır.

Ben doğmadan bir yıl önce, pencereden biri bakmış, başka bir yerde, başka bir zamanda.

Biliyorum, Füruğ kuşlarla konuşabiliyordu. Zaten sadece şairler kuşlarla konuşabilir. Kuşların dilini ancak ağaçların nefesini duyanlar bilir. "Uçmayı hatırla" diye yazmış Necmettin Okyay, talik hatla havaya çizmiş harfleri, uçup gitmiş harfler, zaman zaman görünür olmuş ağlayanlara, kalbi ağrıyanlara, bir araba kazası olmuş sonra, kanatsız bir kuş özlemiş bir başka zamanı, düşünde uçtuğunu görmüş, hatırlamış.

Kuşlar fâni, uçmayı hatırla.

Ne olmuş da zaman öylesine çabuk geçmiş? Kirli Ağustos, sıcak temmuz, yağmurlu bir kitap, kahvenin en koyusu, çikolatanın en siyahı, kapkaranlık, sakin ve gizli odanın penceresinden bakan bir günah, uçmuş, gelmiş, unutmuş, gitmiş, hayaller, hatıralar.

Sonrasında tam bir şey söyleyecek oluyorum, "Geç kaldın." diyorlar.

Lakin bence günün sorusu şu: Bir fotoğraf aslında kaç yaşındadır?

Bir fotoğrafa baktığımda aklıma ilk düşen zamanın çok çabuk geçtiği.

Fotoğrafçısı belirsiz bir fotoğrafa bakıyorum ve merak ediyorum, kuş ölmüş mü? Sonra Fürüğ bir şiir okuyor yanımda. 

Sorular çoğalıyor zamanla.

Dağ yıkılmış mı? Zaman çok çabuk geçiyor.

Kulaklar bitmiş ama şarkılar hep söyleniyor muymuş?

"Niye hep çok önemli bir şey varmış gibi geliyor da bana, sonradan hiçbir şey olmuyor? Neden kalbim ağrımaya başlıyor?"*
 *Andrey Platonov, Can, s.122

7 Mayıs 2015 Perşembe

"Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine"

 

Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine başlıklı yazıyı 2009'da Meren'in Fotoğraf Günlüğü'nde okumuştum. 

Beni huzursuz eden adlandıramadığım birçok şeyi çözümlemekte bu yazıdan çok faydalandım.

Fazla söze gerek yok, okuyalım, okutalım, içimiz açılsın.


28 Nisan 2015 Salı

Tabiatın elleri

(c) Alex Masi

Bugün gazeteleri okurken yukarıdaki fotoğrafı gördüm.

Alex Masi, ABD'li bir fotoğrafçı. Hindistan'a 2009'da gitmiş ve o zaman 9 yaşındaki Poonam'ı yağmurun tadını çıkarırken görüntülemiş ve bu fotoğraf ile 2011'de 5 bin dolarlık bir ödül almış. Alex Masi, kendisine verilen ödülü maddi olarak sıkıntı çeken Poonam ve ailesi için harcamaya karar vermiş. Poonam'ın babasına bir iş kurulmuş ve Poonam okula gitmeye başlamış.

Bu bilgilerle öğrendiğimiz ve düşüncelerimizin akışını etkileyen konular var. Bir fotoğraf insanın hayatını değiştirebiliyormuş. Yoksulluk üzerine düşünebiliriz, gelir dağılımı, dünyanın ve insanlığın karanlık yüzüne bakabiliriz.

Fakat bu fotoğraftaki asıl iyilik ve etkileyici olan şey nedir diye düşündüğümde, gördüklerimin doğa ve insan üzerine çok daha saf, kendiliğinden ve doğrudan duygular barındırdığını anlıyorum.

Alex Masi'nin sitesindeki diğer fotoğraflar, dünyanın bildiğimiz acı yüzünü gösteriyor. Ama bu fotoğraf diğerlerinden çok farklı. Hazırlık yok, herkes kendi halinde. Muson yağmurları ve bir çocuk var sadece. İşte bu kadar. O ana bakıyoruz, yağmurun düştüğü saniyelerde dünyanın ve küçük bir kızın yüzüne akışını izliyoruz.

Çocuğun gözlerinin kapalı olması, bana çok şey gördüğünü ve aynı zamanda anladığını gösteriyor. Bazen görmek için insanın gözlerini kapatması gerekiyor.

Bir süredir canım sıkkın, mutsuzum. İnsanlar da hiç yardımcı olmuyor. Tam aksine, moral bozucu saldırılara uğruyorum. Oysa şu fotoğraf bana çok iyi geliyor. Kötülükleri unuturum ama bu fotoğrafı unutmayacağım. Çünkü bu fotoğraf benim yanlış düşündüğümü söylemiyor, beni terbiye etmeye, beni acımasızca eğitmeye çalışmıyor.

Bu fotoğraf, kulağımı çekip benim hasta bir kişiliğe sahip olduğumu ve tedavi görmem gerektiğini söylemiyor. Daha çok çalışmamı veya intihar etmemi de istemiyor. Paradan, insanın toplumdaki yeri gibi saçmalıklardan filan da söz etmiyor.

Bu fotoğraf her şeye rağmen hayatın güzel olabileceğini, en kötü koşullarda bile yaşanan bir güzelliğin insana kendini iyi hissettirdiğini gösteriyor. En azından benim anladığım bu. Belki yarın başka bir şey görürüm. Ama şimdi gördüğüm şey bana umut veriyor. İnsanların yapamadığını bir fotoğraf sessiz sedasız başarıyor.

Yaşamaktan duyulan sevinci, bu hoşnut olma halini gördükçe kendimi iyi hissediyorum. Hem sanata duyduğum inanç güçleniyor hem de iyiliğin bazen beklemediğimiz bir yerden gelebileceğini anlıyorum.

Hafızamdaki diğer güzelliklerin yanına bu fotoğrafı da ekliyorum.

21 Ocak 2015 Çarşamba

Fotoğrafın başladığı ve bittiği yer

2007, Geniş Açı ofisi, Beyoğlu, İstanbul, Olympus XA2, Fujifilm Superia 200

Seneler, seneler evveldi. Yeşil defterimle masaya oturmuştum. Kahve içmiştik o gün, fotoğraftan konuşmuştuk.

Sonra ben ufak filmli makinemi çıkarmış, fotoğrafın başladığı yere gelmiştim.

Geçmiş zaman.

Fotoğrafın renk dengesi, terazinin ağır basan kefesi gibi yeşil ve sarıyla şenlenmiş. Düzeltmek istemedim. Hayatımı düzeltmek istemiyor muyum acaba? Bir an durdum, sonra bıraktım, olduğu gibi kalsın. Yeşile ve sarıya doydum ben de, yine de böyle kalayım istiyorum.

O masada gelecekte neler olacağını konuşmadık, bilmiyorduk.

Bazı fotoğraflarda bu soru insanın kulağını çeker, kalbine bir iğne batırır.

Bazı fotoğraflar da bizim gibi, çok yeşil, çok sarı olur.

Bıraktık hayatımızı, öyle gidiyor.

Fotoğrafın bittiği yere doğru, güneş batıyor.
google27928836a124597b.html