10 Kasım 2010 Çarşamba

Kozmik bir yumurta olarak fotoğraf


Egg, Hackney, London, 2008 — from the series Etcetera Photo © Emily Graham

Fotoğraf kozmik bir yumurtadır. Bütün mesele kozmik yumurta kırıldığı vakit içindekinin ne olup ne olmadığında düğümlenmektedir.

Güzelin fotoğrafını, ilgincin fotoğrafını, yamukluğun, matematiğin, harflerin, aşkın, hayallerin, umutların fotoğraflarını aramak için uzaklara gitmeye ve şaşırmaya gerek yok, iki ayaklı canlıların yaşantısında istenirse her durum ilginçtir, sözü edilmeye değer.

Fotoğraf aynada bize bakmaktadır, ayakkabılıkta sakin sakin durmakta, yahut mutfakta ısınmaktadır. Uykusuzluk veya yataktan kalktığımızda geride bıraktığımız, pencereyi açtığımızda gördüğümüz fotoğraftır. Fotoğraf, içtiğimiz su, tellibağ, vinkara, iki deniz arası siyah topraklar, her pazartesi, divan, Parma Manastırı, merdivenin dibindeki gülümseyiş, yürüdüğümüz yol, sarıldığımız insan, güzel ırmak, saat tamir atölyesindeki bozuk bir saat, gevezelik ettiğimiz arkadaşımız, eski kitapların arasındaki ufak kağıt parçalarıdır.

Üzüldüğümüzde yüzümüzden dökülenler de fotoğraftır, okuduğumuz şiirlerin, romanların ve öykülerin içimizde bıraktığı izler de fotoğraftır, denklemler ve "People think dreams aren't real just because they aren't made of matter, of particles. Dreams are real. But they are made of viewpoints, of images, of memories and puns and lost hopes" gibi John Dee cümleleri de fotoğraftır. Fotoğrafın ucu ve kıyısı yoktur, vardır. İşte bu kadar.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Kara toprakların ışığı ve Pierre-Yves Dallenogare















Çok şahane bir fotoğrafçı keşfettim - ya da en azından ben öyle düşünüyorum. :)


Adı ise Pierre-Yves Dallenogare. Kendisi 20 yıldır Belçika'da Charleroi şehrinde yaşıyormuş.

Charleroi, taş kömürü ocaklarının kapatılmasından sonra bir sanayi şehri olarak varlığını sürdürmeye çalışan, insanların hayatını kararttığı ve insanların hayatını karartan zorlu bir şehir, her daim fabrikaların dumanlarının bulutlara uzandığı bir şehir.

Charleroi'da kimya, makine, demir-çelik işletmeleri önemli bir yer tutuyor.

Şehrin sakinlerinden biri olan Pierre-Yves Dallenogare ise 2005 yılında fotoğraf çekmeye başlamış. Önce dijital makinelerle başladığı merakını daha sonra kendisini daha çok heyecanlandırdığını söylediği analog makinelerle ve orta format ile geliştirerek görsel beğenisini ve fotoğraflarının söyleyeceklerini çoğaltmış.

Tahmin edileceği üzere Dallenogare, ana konusu ve projesi olarak Charleroi'yı seçmiş (insanlar, hayvanlar, binalar ve eşyalar dahil şehirdeki hemen her şey). 

Blogunun başlığı ise (Lumière au pays noir) 'kara toprakların ışığı', yahut 'kara memleketin ışığı' diye çevrilebilir.

Blogundaki fotoğrafların hemen altlarında bulunan bilgi notlarına dikkat edildiğinde fotoğrafın teknik bilgisini paylaştığını da göreceksiniz.

Bundan çok daha önemli olan ise bence, gören bir gözün nelere kadir olduğunu da görebileceksiniz.

Ben fotoğrafçının çalışmalarına baktığımda fotoğrafın her yerde olduğunu ve olabileceğini görüyorum, Charleroi denen şehrin çıplak yüzünü bazen uzak bazen yakından görebiliyorum/görebiliyoruz. Çocuklar, kadınlar, ağaçlar, nehirler, binalar ve diğer tüm ayrıntılar bize başka bir şehrin ışığını getiriyor sanki, oradaki yaşantıyı inceleyebiliyor ve genel havayı sezebiliyoruz.

Fotoğrafın temel işlevlerinden biri sadece bilgiyi değil hissi de taşıyabilmesidir, gören gözler bize sıkıntıyı ve kaçma isteğini de, kabullenmeyi de anlatabiliyor. Çocukların uçurtmalara tutunmalarına bakarak umudun ateşinin de hep sıcak tutulmaya çalışıldığını da görebiliyoruz.

Kimi sayfalarda şehre ilişkin edebi eserlerden de alıntılar yapan fotoğrafçı bir yerde Paul Verlaine imzalı bir şiire de yer vermiş. Şiirde siyah çimlerden söz eden şair, "Charleroi nerede?" diye soruyor ve "Ağlamak, inanmak istiyoruz" diyerek sözlerini bitiriyor.

Not: Ayrıca fotoğrafçının edebiyata meraklı, fotoğraf tarihi konusunda ise bilgi sahibi olduğunu görebileceğiniz bir başka adresi ise şurada (bu blog 2007'den beri güncellenmemiş, daha ilk sayfada fotoğrafçıyı, annesini ve ardından babasını görebiliyoruz: http://dallenogare.rsfblog.org/  [5 yıl sonraki ek not: Fotoğrafçının çalışmalarının bulunduğu siteler artık yok, başka başka yerlerde bulunan ufak tefek şeyler var ama kendi adının olduğu internet siteleri çalışmıyor.]

Not 2: Bizde benzeri bir çalışma var mıydı diye düşündüğümde Batur Gökçeer'in yapmış olduğu Dilovası projesi geldi aklıma. Çok başarılı bir fotoğrafçı olduğu Genç soluklar 2007 kitabında görülebilecek olan Batur Gökçeer'in Dilovası projesine hayran olmuştum, keşke böyle fotoğrafçılarımız çoğalsa, onlara daha çok destek olunsa.

7 Kasım 2010 Pazar

fotoğrafsız

Fotoğrafsız, içinde fotoğraf yerine fotoğrafa ilişkin yazılar barındıran harika bir dergi.

Bu derginin ilk sayısını geçen gün inceleme olanağı buldum ve hemen kitaplığıma kattım, devamını bekliyorum. Güzel dergilerin reklamı yapılmadığı için böyle geç haberim oluyor. Zaten görünen o ki dergiyi çıkaranlar bile derginin tanıtımını pek yapmamış. İki yazar gazetedeki köşesinde yazmış o kadar. (Bunca bilgi çöplüğü içinde böylesine iyi şeylerin gözden kaçması doğal sayılabilir aslında, benim bir kabahatim yok.)

Dergi logosunun altında "fotoğraf üzerine düşünce dergisi" yazıyor, bu da güzelmiş. Bazı alanlarda çok ciddi düşün dergileri var, Monokl, Cogito gibi dergiler yüzeydeki bilgilerlerle yetinmeyip daha derin sulara dalmak isteyen okurlar için neyse, fotoğrafsız da fotoğraf üzerine kafa yoran, sadece göz ile yetinmeyip beyindeki nöronları çalıştırmak isteyenler için düşünülmüş bir girişim.

Bence fotoğraf dünyasında çoktan olması gereken bir dergi fotoğrafsız, geç de olsa iyi ki böyle bir dergi düşünülmüş ve hazırlanmış dedim okurken. Sadece kapaktaki fotoğrafı fazla beğenmedim, bir de neden Orhan Cem Çetin dergide yok? Ben belki OCÇ bir şeyler yazmıştır diye düşünmüştüm, bu nedenle biraz hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim.

Bir de geri dönüşümlü dergi kapaklarını pek sevmem, tamam çevreci filan ama nedense itici gelir bana. Fakat fotoğrafsız'ın haline ve mütevazı tavrına pek bir yakışmış bu geri dönüşümlü kapak kağıdı. (Bir ara kendimden geçip kapakta benim bir fotoğrafım olsaydı keşke dedim. Bu da hayallerimden biridir, fotoğraflarımdan birinin bir derginin kapağında olmasını çok isterdim, fotoğraf dergileri boyumu aşar elbette, özellikle edebiyat veya sanat dergilerinin (kitap-lık, yasakmeyve, notos öykü, p ve heves gibi) kapaklarında gözüm var, bu da vasiyetim olsun erenler, mümkünse aylardan en güzeli olan ekim olsun.)

Sözü uzattım, fotoğrafsız'a döneyim hemen: Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi tarafından yayımlanan derginin ederi 5 TL, genel toplamda ise 72 sayfa ile gani gani okunacak yazılar mevcut. (Fiyat/performans oranı çok yüksek demek istiyorum. :)

Fotoğrafla ciddi anlamda ilgilenenlere seslenmek isterim: Lütfen bir bakın fotoğrafsız'a ve beğendiyseniz destek olun, 1 yerine 2 tane almak ve bir arkadaşınıza veya fotoğraf makinesi olan hiç tanımadığınız birine hediye etmek gibi güzellikler yapalım. (İyilik yap okyanusa at misali.)

3 Ayda bir çıkacak olan derginin ilk sayısındaki ana konu 'etik'. Yani dergide fotoğraf ve fotoğrafçının ahlak anlayışı ve ahlaki tavrı üzerine yazılar mevcut. Yalnız bu konu fotoğrafçıların pek ilgisini çekmez gibi geliyor bana. Yeni çıkan fotoğraf makinelerini anlatan, objektiflerin birbirinden üstün özelliklerini gösteren yazılar daha çok seviliyor günümüzde. Sabahtan akşama Nikon'dan veya Canon'dan söz eden fotoğraf insanları var, onlara ayıp olacaktır şimdi gevezelik yapmak varken okumak...

Şöyle "Hem kaliteli hem de ucuz DSLR alma taktikleri" gibi yazılar olmayınca (bol bol örnek fotoğraf eşliğinde) kimsenin ilgisini çekmiyor. Böyle zamanlarda aklıma hep Geniş Açı dergisi geliyor, sadece portfolyo yayımlayan dergiler bile yaşıyor şimdi, oysa Geniş Açı gibi olağanüstü bir dergi kapandı gitti. Hep bu fotoğrafı yanlış anlayan makineciler yüzünden oldu. Ben de birazcık (huyum kurusun) makineciyimdir gerçi, "şurada çok ucuz bir olympus Mju-2 veya yarı fiyatına bir Pentax 645 satılıyormuş" derseniz ben de kalkar giderim belki, gıdıklanmayacak konu değil fakat abartmamak gerek.

Neticede fotoğrafı insan çekiyor, makine kendi başına bir hiçtir.

Tekrar dergiye dönersek: Aslında fotoğrafsız'ın içinde fotoğraf olmaması öyle güzel ki, okuyup bitirdikten sonra fotoğraf sevgimin çok daha genişlediğini ve daha bilinçlendiğimi anladım. (Şimdi kapakta da fotoğraf olmasaydı bari diye düşünmeden de edemiyorum.)

Her yerde o kadar çok fotoğraf var ki, fotoğrafsız dergisi ilaç gibi geldi bana.

5 Kasım 2010 Cuma

Portre saati



http://growing—up.blogspot.com

© Patrick Tsai
google27928836a124597b.html