27 Ağustos 2009 Perşembe

Dorian Gray'in saati



"But the world will never weary of watching that troubled soul in its progress from darkness to darkness." Oscar Wilde


Her fotoğrafta olasılıklardan sadece bir tanesinin görüntüsü yinelenmiştir. Gördüğümüz fotoğraf zamanın içinde hiç değişmeden duruyor. Fotoğrafta olanlar 'şimdi' yok veya görüntüdeki gibi değiller artık. Ancak fotoğraf bana şaşkınlık verici bir şekilde yine de hep aynı zamanın içinde hep aynı havayı soluduğunu söylüyor. 'Dün'ün fotoğrafı böyle görünüyor, 'bugün' ise çok farklı bir fotoğraf gibi duruyor diye yorumlamak mümkün.

Bir saate benziyor aslında bu fotoğraftaki kadın, kendi zamanını yaşıyor, sebatla kendi zamanını gösteriyor, gün ortasını belki gün batımını her ne ise güneşin taze ışığıyla aydınlattığı artık eskiye dönük bir bakışı olan o vaktin canlı bir insanını gösteriyor. Öyleyse ona Dorian Gray demek istiyorum.

Bir pencereden bakıyor gibiyiz, kımıltısız bir dünyayı görüyoruz, bu sessizik ve durgunlukta dokunaklı bir şeyler var. Bir yandan da gülümsememek elde değil, henüz yaşadığımıza sevindiğimizden değil, zamanla güzelliğin de değiştiğini gördüğümüz için seviniyoruz, geride kalmak iyi bir şey değil, hep ilerlemek önemli çünkü diye kafamıza kakılmış fikirlerin de etkisindeyiz.

Fotoğrafçının yerinde olsaydık 'o zaman' ne düşünürdük acaba?

Her fotoğraf başka bir zamanın şarkısını söyler. Bergamot kokusu geliyor bir yerden, dün veya bugün ve belki yarın ne olmuş, ne oluyor, ne olacak diye düşünmenin bir anlamı var mıdır?

Nesneler bakışın niyetiyle yüklü ve üzerlerindeki izlerle konuşur.


Değer verdiğimiz fotoğraflar sadece suyun yüzeyinde çıkabilenler, daha derinlerde çekilemeyen zamanların fotoğraflarından mürekkep bir hatıralar denizi var. Yüzeyde çok genç görünen bir fotoğrafa baktığımızda daha derinde yaşlı bir fotoğrafın durduğunu farketmek zor.

Hayatımızın içinde olduğu fotoğrafların kısmen aydınlattığı karanlık suları düşünelim, denizin de bir belleği var mıdır, vardır ancak fotoğrafa hiç benzemez diyelim, hepsini hatırlamak olanaksız elbette fakat neler gördü bu sular?

Beni yakalayan, düşündüren veya gıdıklayan bir fotoğraf gördüğümde onun fotoğrafını bir de ben çekmek isterim. Bir yandan en eski fotoğraf neyin fotoğrafıdır acaba diye aklımdan çeşitli fotoğraflara bakarım. Hatırladığım en eski fotoğraf bir sofranın fotoğrafı. Tarih 1823 olabilir, 1973 de olabilir, olsun, ben sadece paralel zamanların hüküm sürdüğü fotoğraflara ve evrenlere dikkat çekmek isterim.

Şimdi o sofranın fotoğrafını çeken fotoğrafçının nasıl olup da bana benzediğini düşünüyorum.

1 yorum:

Isabelle dedi ki...

Usulca soyundu, bir kadranın görülebilir yükünden kurtulmak için bir salyangoz gibi kendi içine kıvırdı, kayışların çemberine teslim ettiği rahminin zamanını, sonra kayışın iki kolu birleşip bacaklarına aktı, kadranın sırtında okunamayan zaman artık yüzündeydi, yüzü de Paris'te bir kitabın kapağında 22:00 yi gösteriyordu ya da tüm saatler 22:00 nin tam arkasına düşüyordu o gün.

google27928836a124597b.html