25 Mayıs 2009 Pazartesi

Gecenin saati



Ünlü ve bence tekinsiz bir fotoğrafçı olan Nan Goldin bir yerde şöyle demiş: "My life is my work." Bir sanatçı için sade ve son derece anlaşılabilir bir hayat görüşü: "Hayatım işimdir." Goldin fotoğraf makinesini vücudunun bir parçası gibi görüyor, kendisinin ve arkadaşlarının özel hayatını belgesel ciddiyeti ve şahsi alaycılığı ile görüntüleyerek bunu üçüncü şahıslara açıyor.

Gecenin saatini kurcalarken bunları düşündüm. Bilindiği gibi çoğu insan (onlar, gündüzcüler) gündüzleri çalışıyor, yürüyor, açlıkları korkunç, yemek yemedikleri zaman yemek yemeyi düşünüyorlar, boş boş oturuyor veya deliler gibi çabalıyor, yakıyorlar, yıkıyorlar, inançları uğruna yok ediyorlar, acı çektiriyor, acı çekiyorlar, suyu, havayı ve toprağı kirletiyor, cızırtılı gürültüler eşliğinde tepiniyorlar, kusuyor, uyuşturuculardan medet umuyor, hükmediyor, acı çektiriyor, acı çekiyorlar, zalimce davranıyor, zülme uğruyor ve geceleri horul horul uyuyorlar. Geceleri türlü işler yapan gündüzcüler de var, onlar ne yapıyorlarsa ardından uyumayı düşünüyor ve uyuyorlar.

Peki ama neden bazı insanlar geceleri yaşıyor? Neden bazı insanlar daha güneş doğmadan uyanıyor ve ağır kitapları açarak gündüzcüler için anlaşılmaz olan cümlelerin ışığına pervane oluyorlar?

Özellikle bazı müstesna insanların bir tarihte yaşadıkları ruhsal veya fiziksel kazaların görünür veya görünmez dikişlerinin ağrısını duydukları için geceleri uyumadıkları yolunda bir teorim var. Aslında geçmişte olmuş bitmiş minik bir ağrının ölüme giderken dahi insana huzur vermemesi çok garip değil midir?

Bu bahsi fazla alengirli kelimeler kullanmadan biraz daha açarak ilerlersek, gecenin saatinde bulunan mekanizma zihni farklı mi çalıştırıyor acaba? Yatağın ucunda bir defter bir de yazanı üzmeyen bir kalem bulunduranlar kimlerdir? Kendi gecesini gündüzcülere açan Nan Goldin gibi fotoğrafçılar neyi amaçlamaktadır?

Gecenin saati bölük pörçük hatıraların fotoğrafını anlatıyor. Akrebin ağırkanlı duruşu, yelkovanın acele ederken hep geç kalmasına neden olurken saniye kolunun hep zamanı bitirmeye çalışması insanın gecesini katlanılmaz yapıyor olmalı. Bu noktada bir soru işaretine gitmek isterim: Gecesini paylaşan insan artık uyuma zamanı gelip çattığında daha mı rahat uyumaktadır?

Hayatının bir gece vaktini gündüz yaşayanlara gösterenler yaydıkları elektriğin uykusuzluğu daha da artırmakta olduğunu bilmezler mi? Rüya defterlerinden sayfaları mektup yaparak dünyaya aktaranlar, gerçeğin kolunu biraz daha bükerek hayatı katlanılır kılıyor olduklarını mı düşünmekteler?

Güzel bir kalemim var. Gecenin saatini bir yere simsiyah mürekkebiyle not ediyorum. Gecenin perdesini araladığımız vakit tamircilerin vaktidir aslında. Nan Goldin nasıl hayatını dağıtıp yeniden tamir etmek isterken bunu yapamıyorsa, yapmak istemediği için olabilir. Usta bir tamirci olmak kusursuz olanı garantilemiyor. Aksine kusurun güzelliğini gecenin saatinde gördüğünü iyi bilmektedir tamirci. O yüzdan saatin kalbinin tıkır tıkır işlediğini gördüğü vakit kendi kalbi daha hızlı atmaya başlar. Kusuru görmüştür. Kusur insanda ve ürettiği her nesnede mevcuttur, ne yazık ki hiçbir tamirci bu durumu düzeltemez gibi geliyor bana.

Gecenin saatini gözlerinde taşıyanlar bu dünyanın İflah olmaz bir arayışın tezahürü olduğunu bilerek bakıyor gibidir bize. Gecenin saatinden korkmanın faydası da zararı da yok artık diyorum, biliyorum ki mürekkep derinin içinde koşuyor. Nan Goldin olsaydım, bütün yarışları birinci bitirmenin olanaksızlığını gündüzcülere anlatmak isterdim.

Gizli ağrıları yazmak veya fotoğrafını çekmek çok zor, insan çetrefilli cümleler kurmak zorunda kalıyor, "gündüzcülerin eline düşmemek gerek" diye düşünülüyor olmalı. Yazıdan uzaklaşırken sığındığımız fotoğraf elbette daha iyi anlatmıyor ağrıyı sızıyı fakat işaret ve teselli oluyor bence. Büyük ustaların eserlerine biraz da böyle bakmalıyım diye not düştüm defterime.

Neticede saate bakıp durmanın da birden fazla anlamı olabilir, gecenin bir vakti 3000 kilometre ötede bir kalbin sıkıntısını ve kederli sesini duymanın da.

1 yorum:

ben dedi ki...

ilginç yazı
:)

google27928836a124597b.html