23 Temmuz 2008 Çarşamba

Zaman meselesi - 8



Fotoğraf çekmek bazen korkutuyor beni. Karanlıktan veya tehlikeden değil, geçen zamanın gördüklerime etkisiyle, zihnimde arşivlenen imgelerin sürekli çelişki içinde olmasından.

Narmanlı Han'a 1990'ların başında çok giderdik arkadaşlarla. Aradan yıllar geçti ve artık ve bu mekan çürümüş, bakımsız bir yer haline geldi. Çoğu zaman içeriye girmek bile imkansız.

Yazları çardağın altında, Deniz'in dükkanından yayılan, plakların çıtırtılı müzikleri beynimizi hafiften gıdıklardı. Bedri Rahmi'nin yaptığı balık mozayiğine bakardım. İçeriye giren turistler önce kedileri görür, sonra Deniz'in dükkanından taşan müziği duyar ve çarpılırlardı. Onlarca kedi burada bu vahada yaşıyordu, oraya buraya serilip uyur veya oynaşırlardı. Bense Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yürüdüğü yerlerde gezerdim.

O renkli düşten geriye negatif bir kalıntı kalmış şimdi. Fotoğrafın kusuru da bu. Sadece hüzün sızdırıyor.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Zaman meselesi - 7



Ne zaman
suya baksam,
suyun zamanı
zamanın suyu
yuttuğunu düşünürüm.

24.10.2007, istanbul

13 Temmuz 2008 Pazar

Siyah ve beyaz

Siena

Cok uzun zamandir pozitife geçmeyi bekleyen siyah beyaz filmlerimi geçenlerde bastirdim.
Fotograflari çekerkenki aldigim zevki izlerken de almam ve bu ikisi arasinda olan bekleme sürecinin damagimda kalan hos tadi, siyah beyaz - analog fotografin ne lezzetli bir sey oldugunu tekrar bana animsatti. Bunu için kodak firmasina tesekkür ediyoruz ben ve sevgili AE-1'im :)

Dijital mi analog mu tartismasi beni çok kasar. Arasinda bir fark varsa da yoksa da bunun hiç bir önemi yoktur. Verdikleri tatlar baskadir.


Paris


Su var ki; çekilen fotografin hemen görülemiyor olmasi isin sihirini ve yaraticiligini arttiriyor.
Bir bestecinin içindeki müzigi kocaman sayfalara güzel mürekkepli kalemiyle aktarmasi gibi. Kendi üretecegini kendi içinde duyup hiç bir çalgiya ihtiyaci olmayacagi gibi bir fotografçiyi da ayni benzetmeye tabi tutabiliriz.

Dedigim gibi bu olay sonuçta bir sey degistirmez. Farkli bir tat ve degisik bir bakis açisi ile yola cikariz. Saglam paralar da harcariz, o ayri konu :)



Siena

29 Haziran 2008 Pazar

Zaman meselesi - 6




Zaman saatleri yorarmış. İnsanları daha çabuk yoruyor ama. Fotoğraflara bakınca o zamanın kokusunu alıyormuşuz gibi geliyor bana. Ancak ortada sadece bir görüntü var. Düz bir satıh üzerinde sevdiğimiz insan, güneşin aydınlattığı, ağaçların gölgediği, ölümün hep tepede gezindiği imgeler. Çarklar döndükçe aşınıyor. Fotoğrafları zamandan çalmak mümkün sadece, onu kısa bir süreliğine yapabiliyoruz. Sonra biz de fotoğraf olup uçuyoruz.

09 Haziran 2008 Pazartesi

Kitaplık


Hayatım mı? Iste su kitaplık gibi bi sey..

05 Haziran 2008 Perşembe

Zaman meselesi - 5



Hiroşi Sugimoto 1980-2003 yılları arasında deniz manzaraları çekmiş. Başka fotoğrafları da var aynı teknikle çektiği ama benim asıl beğendiğim fotoğraflar sadece su ve havadan oluşan görüntülerin bulunduğu bu deniz manzaraları.

Eski ve ağır bir makineyle uzun zaman harcanarak elde edilen görüntüler bunlar. Zamanın ağır ağır soluk almasını izliyoruz bu fotoğraflarda. Su ve hava birbirine karışıyor bir süre sonra fotoğrafın kimi bölgelerinde su ile hava karışmış... Geniş bir yüzeyin örtüsünü yerinden oynatan havanın zamana karıştığını görüyoruz. Zamanın havaya ve giderek suya karışıp kaybolduğunu görüyoruz. Suyun karanlığını araladığnı ve havaya bir şeyler anlattığını görüyoruz. Zamanın yeryüzündeki her şeyi bulanıklaştırdığını da biliyoruz böylece. Balıkları düşünüyorum, toprağı ve diğer canlıları. Ama zaten hepsi orada. Hepsini hissediyoruz.

(Foto Getty Images > AFP/Getty Images, http://www.daylife.com/topic/Hiroshi_Sugimoto/photos/all/1)

01 Haziran 2008 Pazar

Nuri Bilge Ceylan

       white fence, 1884


Nuri Bilge Ceylan'dan çok bahsedilen su günlerde fgünlük de kendisinden bahsetmeden geçemeyecek. Bu yazidan sonra, eger okumadiysaniz degerli Murat Eren'in moleschino'daki su yazisini da lütfen okuyunuz. Meren Bey aramiza katilana kadar linklerle idare edelim artik..

Eski fotograflarini izlemekten çok zevk aldigim, yeni fotograflarinin da normalde sevmeyecegim klasik bir tarzda olmasina ragmen ince bir çizgiyle güzel tadlar vermesi nedeniyle çok sevdigim bir fotografçi-sinemacidir kendisi.

Üç sene önce Uzak filminin gösterimi sonrasi olan sohbetimizde herseyden önce fotografçi oldugundan ve fotografin onun için çok özel oldugundan bahsetti. Türk sinemasinda nadir görülen, sanatsal kaygilari olan ve filmlerinin yapimciligini yapabiliyor olan bir yönetmen olmasina karsin sinemanin ekip isi zorluklarindan ve bu zorluklarin kagit üzerindeki fikrin 35mmlik filme geçene kadar neler kaybettigini anlatti. 

Fotograf ile olan bu iliskiyi de "Fotograf çektiginiz zaman makinanizla yalnizsiniz, kimseye ihtiyaciniz yok" diye de özetlemisti.

Fotografin bu öznelligine ve yalnizligina ben de hastayim. Hatta otoportrelere olan düskünlügümde bu yüzdendir. Orada makinaniz bile yoktur, tamamen kendi kendinize kalirsiniz... 


                                   Self portrait as a branch of a tree